Bu yazıyı yazmadan yaklaşık on gün kadar önce, dört günlük bir tatil nedeniyle ailecek soluğu Kahramanmaraş’ta almıştık. Her gidişimde, 8000 yıllık tarihi, 14.346 kilometrekarelik yüzölçümü, 1.127.623 bin nüfusu ile, Türkiye’deki büyüklük sıralamasında kendine 11. sırada yer edinen memleketim… Marka şehir olan Kahramanmaraş, aynı zamanda artık “Akıllı Şehir’’.
Kahramanmaraş’ın bugüne kadar ki olan ömrüne sığdırdıklarının büyüklüğünü yazmaya gücüm yetmez. Lakin “İstiklal Madalyası’’nın, tarihin özeti olduğu aşikardır. Kadın-erkek, çoluk-çocuk her yaştan Maraşlının tüm yokluklara rağmen 22 gün 22 gece büyük özveri ile sürdürmüş olduğu savaş neticesinde, göğsüne kırmızı şeritli ‘’İstiklal Madalyasını’’ takarak dünyada ilk madalyalı şehir ünvanını elde etmiştir. Bu kahramanlık örneği, Türk’ün vatanı, bayrağı, din ve namusu uğruna ölümü göze almasının ve yenilmezliğinin ifadesinin delili değilde nedir.? Tarih mazidir, fakat toplumun kader birliği temin eder. Nereden gelip nereye gittiğimizi gösteren kültür unsuru olarak, hayatımızda önemli bir yere sahiptir. “İstiklal Madalyası’’ geçen cümleleri sıklıkla gördünüz, duydunuz. Lakin ben bu kelimeyi her yazdığımda, tekrar tekrar övünüyorum ve ben KAHRAMANMARAŞ’lıyım diyorum. Tıpkı memleketimin büyük değerlerinden, üstad Necip Fazıl’ın ifade ettiği gibi;
“Birçok eser ortaya koydum, birçok şiir kaleme aldım, düzinelerce yazı yazdım ama hiçbiriyle övünemem. Övünecek bir şeyim varsa o da Maraşlı olmamdır.”
Kültür Nedir?
Kültür, bir toplumun sahip olduğu dil, din, örf ve adetleri, gelenek görenekleri, sanat ve hayat tarzı gibi, o topluluğu diğer toplumlardan farklı kılıp kimliğini oluşturan, geçmişten beri değişerek devam eden, yaşayış ve düşünüş biçimidir. Öğrenme ile kazanılıp, sosyal kalıtım yoluyla yeni nesillere aktarılan, Kültür kavramının Latince "COLERE" veya "CULTURA" fiilinden geldiği kabul edilmektedir. Bu kavramın insanlığın yaşam biçimiyle ilişkilendirilmesi 1750'li yıllarda gerçekleştirilmiştir. Cultura sözcüğü, 18.yüzyıldan önce ekip-biçmek anlamında kullanılıyordu.
Kıymetli okur, sıkılmadığınızı umut ediyorum, bu kısa bilgiden sonra yönümü Kahramanmaraş’a çevirip yoluma devam etmektir niyetim. Bilirim ki bu güzel memleketin nadide insanları beni en güzel şekilde ağırlar.
18. yüzyılın sonunda Voltaire tarafından insanın zeka kapasitesinin gelişmiş ve geliştirilmesi anlamında kullanılmıştır. Daha sonra sözcük Almanca lisanına geçmiş ve 1793 tarihli bir Alman dili sözlüğünde CULTUR biçiminde kullanılmış ve sonunda KÜLTÜR biçimine dönüşmüştür. 1843'te Gustaw Klemn, CULTUR kelimesine, bir insan topluluğunun yetenek, beceri, sanat ve gelenekleri olarak değerlendirilen yaşama tarzı anlamını yüklemiştir.1871 yılında ise, Edward Taylor, Cultur kelimesini bilginin, imanın, sanat ve ahlakın, örf ve adetlerin, hukukun ve bireyin üyesi olduğu toplum tarafından kazandırılmış olunan alışkanlıkların ve yeteneklerin oluşturduğu kompleks bir bütünü ifade etmek anlamında kullanmıştır. (1)
Kahramanmaraş’ta Aile ve Ev Kültürü
Eski Maraş'ta büyük geniş aileler ve evler vardı. Tıpkı benim çocukluğumda olduğu gibi. Annemle babamdan hariç, dede, babaanne, hala, amcanın bir arada yaşadığı kocaman ahşap bir ev. Avlu kısmında, büyükbaş hayvanları ve kaba eşyalar için kullanılan büyük bir kapı, birde hane halkının ve misafirlerin girip, çıkmak için kullandıkları küçük kapı bulunur. İşler, acılar ve sevinçler paylaşılırdı bu evlerde. Fiziki anlamda belki kendime ait bir odam yoktu lakin manevi anlamda her yer benim odamdı. Herkesin sevgisi ve açmış olduğu kucak vardı. Evin en büyük odasında yanan sobanın etrafında, sıcak sohbetlerin tadı başkadır. Bu sohbete eşlik edecek misafirleriniz kapınızı çalarsa bu tat katlanır. Kahramanmaraş’ın insanı başka ağırlar misafiri. Evin en kıymetli köşesine, kanaviçe işlemeli örtülerle donatılmış sedire oturtur, “Allah ne verdiyse der’’, önce yemek ikram eder, yemek ikramını kabul etmezse, çay ikramı yapılırdı. Ha bu arada bardakta çay bitmiş ise: "Çay alırmıydınız?’’ diye sormaz bardağı doldururdu. Çayın yanına, bazen limonlu üzeri bol cevizli kek, bazende şire tabağı vs. eşlik ederdi. Eski evlerin en sevdiğim yerlerinden biridir, etrafı çiçek saksılarıyla süslenmiş pencere kenarları, öyle sıradan pencere değildir onlar, genelde aşağıdan yukarı doğru sürgülüdür, tepede iki uçtan tutturulmuş, ucunda işlemesi olan perdeleri vardır. Hele birde ayazda tavandaki ahşap direklerin arasında gördüğüm kuş yuvaları…
Ya şimdi! onlarca katlı evlerimizde, sosyal ilişkilerden uzak yalancı konforla süslenmiş yalnızlıklar yaşamaktayız aslında. Kat kat perdelerimiz var da perdeyi kaldırıp dışarısını merak edenlerimiz yok. Hatta perdeyi oynatmayarak kendini evde yok sanmasını isteyenlerimiz var. Hayırlısı…
Öyle pahalı oyuncaklarım yoktu. Halamın bana yapmış olduğu, üstelik tam da istediğim gibi pembe tülden eteği olan bez bebek, babaannemin örgüsünden artan iplerle örmüş olduğu ip… O zamanki sahip olduğumuz şeyler; muhabbet ve paylaşmaktı. Ta ki bunların yerini, sanal ortamlarda, kendi bireysel dünyalarına sıkışıp kalmış ve egosu yüksek, kolay kolay memnun olmayan bir yeni nesil alıncaya kadar. Saklambaç, yağ satarım bal satarım, topaç çevirme, çelik çomak, küsküç, ip atlama gibi çeşitli sosyal oyunları hayatlarına dahil edebilseydik keşke…
Kahramanmaraş’ta Mutfak Demek!
Acı
tatları severseniz, Maraş ovalarında yetişen biberlerden elde edilen kırmızı
pul biber ve kırmızı toz biber tam size göre. Benim yemeğim ekşi olsun derseniz
o zaman da Maraş’ın Doğal Florasında bolca bulabileceğiniz sumaklardan yapılan
“Sumak Ekşi’’ ekleyiverirsiniz yemeklerinize. Acı ve ekşiden sonra tatlı isteği
duyar ya insan, kıvrım tatlısı, saray halkası, gelin bohçası, kırma, çullama,
bastık kavurma imdadınıza yetişir ve tabi ki kültürel yayılmanın etkisiyle,
dünyada önemli yere sahip, memleketimin tanıtım noktasında yol almada katkısı
büyük olan “ Kahramanmaraş Dondurması’’…
Çocuklarımızı
kolay gıdalardan uzak tutmamız her ne kadar mümkün olmasa da, Maraş
yemeklerinin baş köşede olduğu sofralarda bir araya gelerek, kültürümüzü
tanımalarına, nesilden nesile aktarılmasına imkan verelim.
Kahramanmaraş’ta Aynı Mahalleli Olmak
Çocukluk günlerime gitmek istiyorum. Hani oyun oynarken çok yorulmuş susamışsınızdır ya. İşte o anda su içmek için illaki eve gitmeniz şart değildir. Komşunuz hatice ninenin, emine teyzenin, leman ablanın kapısını çalsanızda içersiniz o suyu. Hatta daha da ötesi sizin acıktığınızı fark etmişlerse, tutuşturuverirler elinize ekmek arası peynir salatalık, siz daha istemeden. “ Kuzuuuum sen acıkmışsın belli, al şunu yiyiver.’’ sesini duymak çok güzelmiş meğer. Bazı zamanlarda sokağa oyun için indiğinizde, mis gibi bazlama kokusu alırsınız. Komşular bir araya gelmiş sohbet eşliğinde yufka ekmek yapıyorlardır. Hanımların cevizden biraz büyük bir yumağı, oklavanın tıkırtıları eşliğinde ekmek tahtasının üzerinde, kocaman incecik yufka haline getirmelerini izlemekten çok keyif alırdım. Ortaya çıkan ürün, aynı zamanda kültür kavramının unsurlarından biri olan sanatın ta kendisi…
Tabi, tereyağ sürülerek, üzerine toz şeker serpilmiş sıcacık bazlamayı yemeden asla terketmezdim mekanı. Şimdi çocuklarımızı, güvenlik nedeniyle, kendi gözümüzden sakınır olduk. Bunun sonucunda, (istisnalar hariç), karşısındakine “Nasılsınız ?’’ demekten yoksun, içe dönük, iletişim kurmakta zorlanan nesille karşı karşıyayız. Mahallenin bakkalından aldığım çikolatayı, babamın yada dedemin ismini söyler, veresiye defterine yazdırdığım günleri özlüyorum. Şimdi çocuğunuzu gönderin aynı yöntemle alışveriş yaptırın hadi bakalım!
Kahramanmaraş’ta mahalle; Evinin anahtarını çekinmeden komşusuna teslim eden bir komşuluk kültürü demek, sokak satıcıları, bakır tencerelerinizi kalaylayan kalaycı demek, “Buuz, kaymak.’’ diye seslenen dondurmacı demek. Düğünde, eviniz küçük ise size evini açan, velime yemeğinizi pişiren komşu demektir.
Kahramanmaraş’ta Bayramlar
Kültürümüzde önemli bir yere sahip olan bayramlar birliktir, beraberliktir, gün öncesi hazırlanan bayramlık kıyafetlerdir, bayram ziyaretine gelenlere hazırlanan ikramlıklar, gün öncesi evlerde yapılan bayram temizlikleri demektir. Hele ki birde, fırınlarda pişirilen “Maraş Çöreği’’ kokusu… Başkadır bayramların bendeki yeri. Bir gün öncesi yani arefe günü şimdiki gibi her gün ”duş alma” fırsatı olmadığı için özellikle arife gününden banyo yapılır, bayramlıklar ütülenir, yatağın başucuna konulur, hatta birkaç kez yerlerinde duruyor mu diye kontrol edilir.
Yine çocukluğumdaki gibi erkeklerin bayram namazından dönüşüyle başlayan, mutluluğun, huzurun ve sevincin bir arada yaşandığı bir bayram sabahına uyandığımı düşlüyorum. Bir gün öncesinden ütülenip hazırlanan bayramlık diye tabir edilen kıyafetlerimi giyinip, ellerini öper harçlıkları da aldık mı tamam. Sonrasında bir arada oturduğumuz kahvaltı sofrasında dedemin yanında yerimi alırdım. Kahvaltı sofranız bayramlaşmak için gelen misafirlerle bölünürdü. Gün boyunca ziyaretine gittiğim yerlerden aldığım rengarenk paketli şekerleri hasılattan sayardım. Sanki evde şeker yokmuş gibi…
Kaybedilen yakınlarda ziyaretten nasibini alır. Bayramın ilk günü mezarları ziyaret edilerek dualar okunur, mezarların etrafı temizlenip çiçekleri sulanır. Hasretliklerin giderildiği, küslerin barışmasına vesile olan bayramları aileden, dostlardan uzakta tatil olarak değerlendirir olduk. Yeni nesil çocuklar, akrabaları ziyaretin hangi anlama geldiğini unutup, çoğunu tanımaz hale geldi. Biz tüketim toplumu olduk olmasına da, hiç değilse bayramları tüketmesek. Oysa bayram, Sıla-i Rahim’dir. Çocukluğumdan çıkıp şimdiki bayramlara geliyorum. Yine seviyorum bayramları, lakin “Nerede o eski bayramlar?” demek zorunda kalmadan sevsem diyorum.
Sanırım biraz uzun oldu yazı. Biraz daha yazayım dersem sayfalar kaçı bulur bilemem. “Kahramanmaraş bu noktada farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış olması nedeniyle koca bir denizdir.’’ Diyorum ve hemen toparlıyorum; Dil, Din, Gelenek görenek, Sanat, Dünya görüşü, Tarih unsurlarını içinde barındıran kültür, toplumu geleceğe taşıyıp yok olmasını engelleme noktasında başroldedir. Kültürün gelecek nesillere aktarılabilmesi açısından, örf ve adetler ile gelenek ve göreneklerin korunması ve sonraki nesillere aktarılması olmazsa olmazlardandır. Bunların yanında, her geçen gün toplumsal şartlar ve ihtiyaçlar değişmektedir. Hızına ulaşılmakta güçlük çekilen bu değişim karşısında ihtiyaçları karşılayacak ve sorunları çözecek yeni yol ve yöntemlerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Aynı zamanda bu değişim, yeni nesil için bir anlamda kültürel şok etkisi yaratmaktadır. Teknolojinin bu denli hayatlarına dahil olduğu bir dünyada belki de bizler, kültürel kimliğimizi aktarma ve kültürel kimliği geliştirme noktasında belirleyeceğimiz sağlıklı politikalar ile, büyüklerimizden aldıklarımızı, sanal ortamlara taşıyıp, teknolojiyi dahil ederek yapmanın daha etkili olacağı kanaatindeyim. Nasıl sorusunun cevabını veremem. Bu noktada işi ehline vermek her zaman en iyisi. Yabancı kültürlerin olumsuz etkilerine kapılmadan, kendi öz değerlerimize sahip çıkmamanın sonucu olarak yaşanan kültürel bozulma, diğer bir ifade ile Kültürel yozlaşmaya yer açmayalım. Maddi kültürümüz hızla artarken manevi kültürümüzünde aynı hızda gelişmesine imkan verelim,
Globalleşen dünyada, bizi biz yapan değerlere, KAHRAMANMARAŞ’A sahip çıkarak yola devam…
Bu yolda tüm emeği geçenlere TEŞEKKÜRLER…
Kaynak (1)www.1bilgi.com/ Tarih
Edik Dergi 5.sayı/2019
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder