10 Mart 2022 Perşembe

Gurbetteki Kahramanmaraş

 

Ben mi gurbetteyim yoksa memleketim mi gurbette bilmiyorum, lakin tek bildiğim nerede olursanız olun,  memleketiniz Kahramanmaraş ise özlenecek çok sayıda güzellik vardır.

Otururken, bir bir hayal edip sıralarsınız kafanızda Kahramanmaraş’a gittiğinizde yapacaklarınızı, lakin yine de bu güzellikleri yaşamak için orada kaldığınız süre yetmez. Sonra, yine yaşadığınız memlekete dönmek zamanı gelmiştir. Tıpkı evladından ayrılan anne misali sizi hüzünle yolcu eder Kahramanmaraş. Sanki arkanızdan ağlıyormuşçasına…

Özler insan; Kahramanmaraş’ın kekik kokan dağlarını, uğur böceklerinin kırmızı renkleriyle süslediği Uludaz Yaylası’nı, ceylanların gezdiği Başkonuş Yaylası’nı, Yedi Kuyular’ı…

Şehre girerken sizi Ahır Dağları’nda yetişen, kekikle beslenen keçilerden sağılan sütün ve salepin birleşimiyle ortaya çıkan muhteşem lezzet kesme dondurması, ağzınızda tatlı bir acılık bırakan biberi, döğmenin pişirilip yoğurtla karıştırıldıktan sonra çığların üzerine serilmesiyle elde edilen, bembeyaz görüntüsü ve mis gibi kokusuyla tarhana karşılar. Birde Mercimek Tepe’ye kurulan, mimarisiyle göz kamaştıran,  Türkiye’nin en büyük camilerinden Abdülhamid Han Camii ve tabii ki Kahramanmaraş Kalesi…

Kahramanmaraş Kalesi’ne her bakışımda Sütçü İmam’ın silahından çıkan ilk kurşunla başlayan kahramanlık mücadelesi geliverir gözlerimin önüne, sanki o günleri yaşamış gibi…Kadın-erkek, çoluk-çocuk her yaştan Maraşlının tüm yokluklara rağmen 22 gün 22 gece büyük özveri ile sürdürdüğü bu savaş, Türk’ün vatanı, bayrağı, din ve namusu uğruna ölümü göze almasının ve yenilmezliğinin ifadesiydi. Kahramanmaraş bu kahramanlık örneğiyle, göğsüne kırmızı şeritli ‘’İstiklal Madalyasını’’ takarak dünyada ilk madalyalı şehir ünvanını elde etmiştir. Eğer ki Sütçü İmamı görmek, bu mücadeleye yakından tanık olmak istiyorum derseniz ‘’Minyatür Kurtuluş Müzesi’’ sizi seve seve ağırlar.

Memleketimin insanı, ilkbahar geldiğinde bağlara gider. Bağlar, şehir merkezine en fazla kırk dakika mesafededir. Göç zamanı gelmiştir artık, öncelikle bağ evinin elden geçirilmesi, temizlik boya badana, tadilat işleriyle başlar hazırlık… Sarıp sarmaladığınız  ve sonrasında o günün şartlarına uygun bir araca yükleyip götürdüğünüz bakır kazanlar başta olmak üzere mutfak eşyaları, yatak-yorgan, bağlık diye ayırdığınız giyecekleriniz, yiyecek vs. Tabi bunların taşınmasıyla bu tatlı telaşın tamamlanmış olacağı gibi bir yanılgıya sakın düşmeyelim. Oysa ki heyecan ve hareket asıl şimdi başlıyor. Önce yerleştirirsiniz eşyaları bir bir, sonra demlersiniz üstüne; daracık patikadan geçerek ulaşılan tünelden ya da hemen avluda ki kuyudan temin ettiğiniz suyla çayınızı… Keyifle yudumlarken de çekersiniz içinize dağların, mevsimine göre açan çiçeklerin kokusunu. Belki de suya tadını veren, tünele giden yol boyunca eflatun çiçekler açan, maraş tarhanasına katık edilen, kokusunu hala hissedebildiğim öbek öbek yetişen kekiklerdir. Bağlar, şehir merkezine en fazla kırk dakika mesafededir. Bağlarda salçalar yapılır, nefis dolmaların ana malzemesi olan patlıcan, biber kurutulur; sumak ekşi çıkarılır, yufka ekmekler yapılır. Yorulduğunuzda ise ister ceviz ağaçlarının ister çınar ağaçlarının serin gölgesine bırakırsınız kendinizi dinlenmek için. Sonra ekim ayı gelir yani pekmez sucuklarının, kırmanın(yaklaşık irmik iriliğinde dövülmüş yarmanın pekmezle pişirilmiş hali), pestilin yapılma zamanı gelmiştir. Çünkü artık Kahramanmaraş’a özgü Kabarcık üzümleri olgunlaşıp pembe renk almaya başlamıştır ki Maraş şiresinin ana malzemesidir. Bu saydığım yapılacaklar listesi gözünüzü kokutmasın sakın! Komşular yetişiverirler yardımıza…

Komşuluk deyince çocukluğuma gidiyorum.Her sabah taş döşeli sokaktaki evimizden çıkıp okula doğru giderken Emine Ablanın, “ALLAH zihin açıklığı versin kuzum!” ; biraz ilerleyince demir parmaklı pencerenin arkasından “Okula mı gidiyon?” diye ısrarla soran, benimde bil bakalım bugün önlüğüm ne renk diyerek cevapladığım Hatice Ninenin, sokağın sonunda her sabah aynı saatte evin önünü süpüren Meliha Teyzenin “Güle güle! “ sesleri hala kulaklarımda sanki…

Okuldan eve geldiğimde ya komşulardan biri veya birkaçı bizdedir ya da bizimkiler ordadır. Bu çok hoşuma giderdi. Neden mi? Çünkü simit köftesi ya da sömelek köfte vardır. Üzerine de nefis limonlu kek.  Şimdiki hanımlar gününün başlangıcı sayılabilir. Kimi gün sevinçleri paylaşmak kimi gün acıları bölüşmek, kimi günlerde ise işlere yardım etmek için bir araya gelinmiştir. Şimdilerde aynı apartmanda birbirimize selam vermekte bile olabildiğince cimri davrandığımız bir ortamda Kahramanmaraş’ta çocukluğumdaki komşuluk kültürünün, devam ediyor olmasından da son derece mutluluk duyuyor ve bağlara dönüyorum. Bağlarda keyifle, bir arada paylaşılan güzelliklerle geçirilen yaklaşık üç- dört ay gibi süre göz açıp kapayıncaya  kadar geçerdi sanki. Çocukların gözlerindeki hüzünden anlaşılırdı artık bağdan şehre gitme vaktinin geldiği. Çoğu zamanda gözlerden süzülen bir damla yaş bağın toprağına karışarak bir daha ki gelişe kadar sizden iz bırakırdı.

Bu gidişin tek teselli edici tarafı seneye tekrar gelebilme ümidi… 

Güz geldiği vakit, yaylalardan dönen delikanlıların, gelinlik kızların düğün vaktidir artık; sim sırma işiyle işlenmiş bindallı giydirilir gelinlere kına gecesi için. Tabi unutmamak gerekir kına yakılan gelinin avucuna altın koymayı, bileğine ‘Maraş Burması’ takmayı. Ertesi gün  “Ceviz Oyma” sandığını yanına alarak davul zurna eşliğinde baba evinden ayrılır. Özenle taşınır oymalı sandık; çünkü içinde büyük emeklerle ipek kumaş üzerine “File Nakış ile işlenmiş örtüler vardır. Düğün bitimimin de "velime" yemeği ikram edilir misafirlere.

Misafirperverdir memleketimin insanı, evine gelenlere ikram eder; bakır tencerede büyük özenle pişirdiği Havuçlu Pilav’ı, Çirtikli Sahan’da Ekşiliaya Sulusu’nu, Mumbar Dolması’nı, üzerine bir de cevizli Maraş Kıvrımı’nı ve bastıkla yapılan çullamayı yedikten sonra atarsınız kendinizi 700 yıllık geçmişe sahip, Kapalı Çarşı’ya . Bir uçtan diğer uca dolaşırken çarşıyı gözünüze takılıverir, ustaların deriyi adeta nakış gibi işleyerek ortaya çıkardığı- ünü Hollywood'a uzanan-yemeni ve edik diye isimlendirilen ayakkabılar, Külekçi amcanın elinden çıkan külekler, semerci amcanın yaptığı at ve eşeklerin olmazsa olmazı semerler.

Külek ne? diye düşündüğünüzü tahmin ediyorum. Dut, söğüt yada ceviz ağacından yapılan tahta kova diye tanımlayabiliriz. İçine koyarsınız bulgurunuzu, pirincinizi, döğmenizi, mercimeğinizi, ununuzu hatta tuzunuzu bile. Pekmezinizi, ekşimesin diye yoğurdunuzu koyarsınız. Kahramanmaraşlı ustam Maraş sevgisini katarak emek vermiştir O’na .

Sizlere Kahramanmaraş’ın güzelliklerinden  bir kısmını hayalinizde canlandırmaya çalıştım. Akdeniz’in Güneydoğu ve İç Anadolu ile buluştuğu köşedeki şehir olmasına rağmen kendine özgü kültürünün ağırlığı vardır. İlçeleri; Elbistan, Pazarcık, Afşin, Türkoğlu, Göksun, Andırın, Nurhak, Çağlayancerit, Onikişubat, Dulkadiroğlu, Ekinözü ile bir rüyadır Kahramanmaraş. İşte tamda bu yüzden anlatılmaz yaşanır. Belli süre için Kahramanmaraş’a gelen insanlar birde bakmışsınız artık yurt edinmiştir burayı.

Kahramanmaraş’a dair güzellikleri şiirlere döken, Kahramanmaraş’ın bağrından çıkan, Yedi Güzel Adam’a dair yaşanmışlıklar bulabileceğiniz, Yedi Güzel Adam Edebiyat Müzesi’ni ziyaretiniz sırasında, Kahramanmaraş için kullanılan “Şiirin Başkenti” ünvanının ne kadar doğru olduğunu görmeden geçmemenizi dilerim.

Şimdi gözlerinizi kapatıp bir an olsun Kahramanmaraş’ta olduğunuzu varsayın, sonra bu rüyanızı gerçekleştirin KAHRAMANMARAŞ’A buyurun gelin.

Zordur Kahramanmaraş’ın hayaliyle yaşamak, hele de sevdalıysanız bu memlekete…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder