17 Şubat 2022 Perşembe

İyi ki doğdun kendim…

  



Bugünkü yazımın öncekilerden farkı var! Bugün kendimi yazıp, kutlayacağım.

Şaka değil gerçek! 47. yaşıma hoş geldin diyorum. Dünyaya gelen herkes gibi sevinçleri, üzüntüleri yaşadım/yaşamaya devam ediyorum. Öyle ya da böyle 46 yıl geldi geçti.

İnsan her gün hayatın yeni bir yüzüyle karşılaşıyor. Zaman çok şey öğretiyor. Daha az hata yapıyor gün geçtikçe. Hani şu tecrübe denilen şey var ya, işte onun yüzünden. Geçen yıllarla beraber büyüyor insan, daha iyi tanıyor kendini. Huyunu suyunu keşfediyor. Ne istediğini, neler yapabileceğini, sınırlarının ne olduğunun farkına vardığından adımlarını emin atıyor. Sevmediği özellikleri içinde çare arayışına giriyor!

İnsan gün gelir mutluluktan ağlar, gün gelir kalbine düşen acıdan. Bende herkes gibi bazen birine çok kızdım bazen de bir diğerine kalbimde kocaman yer açtım. Bu yıla kadar hayatımda imkansızlıklarım olmadı desem yalan olur.

Bazen yoruluyor ya insan. İşte o vakitlerde sadece kendini dinlemek, görmek istiyor. Bazen de her gün gezmek isteği- ruh halinde- buluveriyor kendini.

İnsanları anlamak adına bir an durup düşündüğüm, anlayamayınca “aman boş ver insanoğlu işte” diye geçiştirdiğim zamanlarım var benim, herkes gibi… Zaten yetişkinlik, kendiniz gerçeği bildikten sonra başkalarının ne dediğinin ne önemi var diyebilmeyi öğrenmek değil midir?  Bende bu doğum günümde daha bir yetişkinim sanki!

Ha bu arada bazen insan, başkalarının dertlerini dert edinip onlarla çözüm bulmak için çabalar durur, ya boşa ya doluya…

Yıllar böyle akar…

Hayat denilen süreç sahnelenen bir oyun sanki. Yürüyorsun, yürüyorsun, arada ayağın takıldığı zamanlar oluyor,  düşecek gibi oluyorsun. Lakin düşemezsin, düşmemelisin!

Çünkü seni sevenleri, sevdiklerini görünce, ayakta durmak için çabalıyorsun, çabalamak için güç bulmaya uğraşıyorsun. “onlar için mücadele etmem gerekir” diyor insan kendine. Yeter ki iste!

Hayaller kuruyorsun bir sürü… Geleceğe dair umutlar yeşeriyor gönlünde, her gelen gününün bir öncekinden daha sağlıklı daha refah içinde olması için dualar ediyorsun.

Bazen de hayal kurmaktan vazgeçip umutsuzluk kelimesi gelip başköşeye kuruluyor ruhunda insanın. İşte bu noktada artık hayal kurmayı canın istemiyor.

Üzülüyor, geleceği sorgulamaya başlıyorsun. Sonra kritik cümleyi kuruveriyorsun “ne olacak bize, sevdiklerimize” diye kaygı duyarken, bir an gelip etrafına bakındığında başkasının dertlerini görüp, işitince kendi derdini unutuyorsun. Tam bu sırada Mark Twain’in şöyle dediğini duyuyorum; “Ömrüm boyunca sorunlarla karşı karşıya geldim, yalnızca yarısı gerçekten vardı.”

Hayat böyle geçerken yaşadıklarımıza da kader deyip geçiyoruz. Hayatımızın nerede, nasıl ne zaman sona ereceğini bilmiyoruz. Fakat önemli olan bir şey var o da “Şükür” kelimesini hayatımızda çokça yer açmak. Allah’ın bize verdiği her güne, aldığımız her nefese, tüm sahip olduklarımıza şükretmek ve bunların kıymetini bilmek lazım.

Allah’a 46. Yaşımı -sevdiklerimle bir arada- görmek nasip ettiği için şükrediyorum…

Ve teşekkür ediyorum hayata,

Bana verdiği güzel anlar, yaşadığım mutluluklar, heyecanlar için, tebessümler için.

Ve kelebek misali avucuma konan iki evlat sevgisi için. Anneleri olmakla övündüğüm benim büyük iki sevgim. Bu yaşımın bir farkı daha var. Ailemize bir evlat daha katıldı. Artık beş kişilik bir aileyiz. Evlat sevgisi tıpkı kutsal olan bir şeye dokunmak gibidir. Sıkı tutmalı fakat sert tutmamalısın. Sahip olmak ya da olmamak arasında bıçak sırtı gibidir.

Son olarak Freud’un şu sözleri ile sesleniyorum dünyaya; “ Bir gün geriye dönüp baktığınızda, mücadelelerle geçen yıllarınızın en güzel yıllarınız olduğunu göreceksiniz”

O vakit mücadeleye, öğrenmeye, okumaya, şarkılara, arkadaşlıklara, sevmeye, sevilmeye özetle var olmaya devam…

sağlıkla kalın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder