Bazı şehirler vardır ki, kahramanlıklarıyla kendine ayrı yer edinmiştir. Bağımsızlık mücadelelerinde bitti denilen yerde, varlığını ortaya koyarak, henüz bitmedi diyerek her şey yeniden başlıyor duygusunu, millet olma çoşkusunu yüreklere kazıyan şehirlerdir onlar…
Yıl 2020, kurtuluş mücadelesiyle dünyaya nam salmış olan, dünden bugüne Kahramanmaraş’ı anlatabilmek adına kelimeler dünyasına yolculuğa çıkmaktır niyetim… Bu yıl ki 12 şubat daha bir heybetli gözümde. Ecdadın Maraş kalesinde türk bayrağını yeniden dalgalandırmasının 100.yılı. Öyle kolay değil! Fransızlara karşı vermiş olduğu mücadelede, bir asrı devirmek üzere olan kahraman şehri kelimelere sığdırmak. Varını yoğunu ortaya koyarak maraşı düşmana teslim etmeyen, maraşlıyı anlatmak. Bu yüzdendir tedirginliğim…
Geçen yıl, “Globalleşen dünyada, bizi biz yapan değerlere, KAHRAMANMARAŞ’A sahip çıkarak yola devam…’’ cümlesi ile noktalamıştım yazımı. İşte bu globalleşen dünyada devasa şirketler kurula dururken Kahramanmaraş bundan nasibini elbette almıştır. Ancak hayata sanatkar ruhla insan yetiştirmeye devam diyerek… Bu memleketin insanı bakırı, altını ince ince işler, ellerinde yaptığı küleğin izlerini, diktiği yemenide deri kokusunu taşır, oymalara desen verir, çocukları sanat öğrenmek adına çırak durur ustaların yanına.
Bu şehrin hanımlarının elinden çıkan yemekler baş tacıdır türk mutfağında, genç kızlar gergeflerdeki işlere sevdiklerinin ismini yazar, file nakışında, sim sırmasında göz nuru vardır. Süt, sahlep, şeker ancak maraşlı ustanın elinde ünü dünyaya nam salmış olan dondurmaya dönüşür. Maraşta neden bu kadar şair, yazar, sanatkar var? Sorusuna en güzel cevaptır. “Bu şehrin toprağının, suyunun, havasının insanın mayasına kattığı cevherdendir.’’ cümlesi. Kısaca bu şehirde herkes sanatkar ruhu taşır desek yeridir.
Bu yıl yazmak istediğim esas konu, Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 100. Yılında, ulaşabildiğim bilgiler ışığında o günlerden bu günlere şehirde meydana gelen değişimler, dönüşümler.
Tarih boyunca kültürel zenginliği, sosyal yapısı ve iktisadi anlamda belli bir öneme sahip Maraş önce İngilizlerin sonrasında Fransızların işgali neticesinde yaşadığı olaylar nedeniyle çöküntü dönemi yaşamıştır.1920 yılındaki savaş ve işgallerin sonucu şehrin önemli bir bölümü özellikle yerleşim alanları yanmış ve yıkılmış halde savaşın etkilerini bir süre üzerinde taşımıştır. Gerek insan gerek
maddi kayıpların getirmiş olduğu yaralarını sarmaya çalışan Maraş’ta değişim ve dönüşüm bir hayli yavaş ilerlemiştir. TBMM’nin hazırlamış olduğu 20 ocak 1921 tarihli kanunla vilayet haline getirilen Maraş’ın kendine gelip sosyokültürel ve ekonomik anlamda toparlanmaya başlaması ancak 1950’li yıllarda başlayabilmiş.
Kahramanmaraş’ta değişim dönüşüm dedik ya! başlangıcı önce demografik anlamda ne değişti noktasından başlamak isterim. Evliya Çelebinin Seyahatname’sinde, lisanı Türkçedir ve ekseriya halkı Türkmen’dir diye tabir ettiği, Kahramanmaraş, düşman işgalini takiben yıllarda 184 bin gibi bir nüfusa sahip olduğu bilinenler arasındadır. Türkiye’de 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımı verilerine göre yaklaşık186 bin nüfusa sahipken 2000’li yıllarda 1 milyonun üzerine çıkmıştır. Şehirdeki en yüksek nüfus artışının 1940- 1945 yılları arasında, Anadolu’ya göçmen ve sığınmacı olarak gelenler nedeniyle olduğu bilinenler arasındadır. Maraş’a 1927 ve 1960 yılları arasında yaklaşık 2600 kişi göçmen olarak gelmiş. Yine 1935 lerde kırsalda doğum oranlarındaki artış Maraş nüfusunun hızlı artmasına etken olmuştur. 2019 itibarıyla ise Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden yola çıkarak önceki yıla göre 17.228 bin artarak, 1.144.851 nüfusa sahip. Ayrıca Kahramanmaraş’ta ikamet edenlerin %90’nını Kahramanmaraş doğumluların oluşturduğu veriler arasındadır. Bu oranla Türkiye’de ilk sıradadır.
Yüzölçümü büyüklüğü bakımından Türkiye’nin 11. Şehridir. Yerleşim noktasında, doğu -(daha fazlaca)batı istikametinde genişleme göstermiş olup, nüfusun bu alanda yoğunlaşmasına neden olmuştur. Yeni yerleşim yerleri çok katlı ve modern şehircilik esasına göre yapılaşmaktadır.
Peki ekonomik anlamda nerden nereye geldik? Maraş ekonomisi, 1980’ li yıllara kadar, gerek içe dönük üretim ve ticaret stratejisi gerekse ekonomi ve altyapı gibi hizmetlerden yeterince pay alamaması nedeniyle arzu edilen gelişmeyi gösterememiş. Ilıman iklimi ve verimli topraklara sahip olması nedeniyle, 1950 yıllarına kadar çeltik tarımı ve dokuma, maraş ekonomisi için lokomotif olmuştur. Yine bu yıllarda, çevre illere bağlantı yollarının yapılıp trafiğe açılmasıyla birlikte maraş’ta ticari ve ekonomik anlamda gelişme hızlanmıştır.
Özellikle son yirmi gerçekleştirilen büyük atılımlar sayesinde kabuğunu kırarak, yapılan yatırımlar sonucunda sanayileşme ve çağdaş ticaret dönemine girilmiştir. Devletin üretim ve ihracata yönelik sunmuş olduğu teşvikleri doğru kullanarak bu fırsatı iyi değerlendiren Kahramanmaraş’lı girişimciler şehrin bugün sahip olduğu ekonomik yapıyı kurmuşlardır. Kahramanmaraş’ın genel ekonomik performansına baktığımızda yükselen bir trendi yakaladığını görmek mümkündür. Kahramanmaraş, makus talihini kendi öz kaynaklarıyla yenerek ekonomik anlamda kurtuluşu başarmıştır.
Sanayileşmede en gelişmiş sektör olarak Tekstilde, teknoloji ve kalitede gelinen nokta Türkiye standartlarının üstündedir. Çelik mutfak eşya sektöründe Türkiye’ye giren hammaddenin %60’ı Kahramanmaraş’ta işlenerek yıllık yaklaşık 5 milyon parça çelik mutfak eşyası üretilerek iç ve dış pazara sunulmaktadır. Elektrik üretiminin yüzde 8'ini karşılayan, dondurma, kuyumculuk, ayakkabı, sıvı yağ, pul ve toz biber, ambalaj ve kağıt sektörleriyle önemli yere sahip şehir, üreterek ekonomiye katkı sağlamaya devam etmektedir.
Kahramanmaraş yukarılarda yazıp çizdiğimiz gibi bir çok alanda yüksek düzeyde ilerleme kaydederek, üst sıralarda kendine yer edinmiştir. Bu işin gurur duyulan, sevindirici tarafı. Birde işin sosyal ve kültürel boyutu var ki bu anlamda ciddi kayıplar verdiğimiz aşikardır. Gelin şimdi gerek gözlemlerimden gerek büyüklerimden dinlediklerimden yola çıkarak bir bakalım neleri değiştirmişiz.
Sosyo kültürel anlamda neleri geride bırakıp, neleri sahiplendik?
Büyük çeşitlilik ve zengin sosyal yapıya sahip Kahramanmaraş, birçok kültürün harman olduğu, yaşayış biçimi, yemekleri, gelenek görenekleri ile şahsına münhasır bir şehir…
Yaklaşık 25 yıldır maraştan uzaktayım. Zaman zaman ziyarete gittiğim vakit, her anlamda maraşta yaşanan değişimin farkına varmamak mümkün değil. Hani tepeden bakmak gibi, resmin tamamını görmek gibi… yıllar geçtikçe her gidişimde aynı tadı bulabiliyormuyum? diye soruyorum kendime, sonra bu soruya kendi içimde cevap ararken bulduğum sonuç, aslında değişimin oluşturduğu burukluğun ta kendisi.
Uçakla seyahatim sırasında yukarıdan şehre baktığım vakit ilk gözüme çarpanlardan biri, modern çok katlı binalar. Eskiden ahşap evlerimiz vardı bizim, tıpkı çocukluğumun geçtiği ev gibi. Ahşapla kerpiç işçiliği karışımı evlerde, ilk kapıdan girdiğinizde büyük bir avlu karşılar sizi. Avludan geçtikten sonra ahşap merdivenlerle yukarı çıkar orta odaya girersiniz. Kış günleri yanan teneke sobadan çıkan, kulağa musiki gibi gelen çıtırtı seslerini dinledikten sonra, nakışlı örtülerle döşenmiş sedire uzanıvermek oldukça keyif verir insana. Yerler çardak diye isimlendirilen ahşap döşemedir. Bu döşemelerin, her yıl “çardak boyası’’ diye tabir edilen sarı boya ile boyanma seramonisini hiç unutamam doğrusu. Boyadıktan sonra üzerine birde kilim desenli yün halıları serdik mi işlem tamamdır. Köşede, desenli perde ile kapatılmış yüklüğün kenarında, tahtadan yapılmış masanın üzerinde siyah beyaz gösteren televizyon ve televizyonun üstünde “ta yeri’’ denilen yerde duran kitaplar hatırladıklarım arasında. Bu evleri koruyamadık, sahip çıkamadık ama en azından kalanların restore edilip şehrimize kazandırılanları gördükçe mutlu oluyorum. Bugün şehrimizde, geçmişten günümüze varlığını koruyabilen yapılar varken, bu günden geleceğe iz bırakacak nitelikte yapılar maalesef yoktur diyebiliriz.
Bizim evimizin mutfağı çok büyük değildi. Şimdiki mutfaklar gibi ankestre eşyalarımız, mikrodalga fırınımız, modern mutfak dolaplarımız yoktu. Lakin bu yemek yapmak için engel miydi? Yine pişerdi o mutfakta, Maraş’a özgü muhteşem tatlar. Acem pilavı, tarhana çorbası, içli köfte, sömelek köfte, simit köftesi, yavan köfte, ekşili çorba.
Sokaklarımız vardı bizim taş döşeli, her anlamda evlerin sırt sırta verdiği, çocukların oyun seslerinin olduğu. Komşularımız vardı sokağımızda, derdimizle dertlenen, sevincimizle sevinen. “Çayı koydum ocağa, hadi gelin oturalım’’ diye seslenen. Birlikte tarhana, yufka ekmek, salça yaptığımız, düğün yemeği pişirdiğimiz, dara düştüğümüzde yetişiveren komşularımızdı onlar. Özlüyorum o komşulukları, hele de aynı asansöre binip birbirimize selam vermekten aciz olduğumuz şu günlerde.
Misafirliklerimiz vardı bizim, her anlamda gönülden ağırlayıp, ağırlandığımız. Allah ne verdiyse deyip sofra serdiğimiz, yemeyip misafire sakladığımız ikramlıklarımızın tadını bulmak istiyorum. Keşke şimdilerde de evde olduğumuzu anlayıp, birileri gelecek diye korkmasak ya... Günlük telaşımızın içinde kaybolmadan, misafirlikleri paylaşabilsek.
Düğünlerimiz vardı bizim, bir hafta öncesinden başlayan, gelin alma, kına gecesi, velime yemeğini Maraş’a özgü ritüellerle gerçekleştirdiğimiz. Oysa şimdi düğün sahibi iken misafir gibi gidip, bütün bu ritüelleri hiçe sayarak, tüm özgünlüğü bertaraf ediyoruz.
Havaalanından eve doğru giderken, tanımakta güçlük çektiğim caddeleri görmekten öte, bu caddelere açılan onlarca kafeler görüyorum ve bu kafeleri kendine mesken edinmiş, çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu insanlar görüyorum. Bir taraftan memleketimin bu imkanlara sahip olması hoşuma gidiyor, bir taraftanda acaba bizi birbirimizden mi uzaklaştırıyor diye hayıflanmaktan kendimi alamıyorum.
Yazılıp çizilenlerden duymuş olduğum, Kahramanmaraş içinde bir çok yer gibi, değişim ve dönüşümden nasibini alan Tekke bölgesi için dileğim, mahalle kültürünü yaşatır nitelikte, görsel kimlik korunarak inşa edilmiş olması. Gelecek kuşaklar için, mahalle kültürünün canlı bir örneği olsun. Sokaklarında oyunlar oynayan çocuklar olsun. Bir bakkal amcası olsun. Elmaları portakalları, beline bağladığı mavi önlüğün ucuna silerek tezgahına özenle dizen manav amcası olsun. Pencerede oturan, mahalleye kim gelmiş, kim gitmiş haberi olan Hatice ninesi olsun. Bahçesinde yağlı boya tablodan fırlamış gibi duran güller yetiştiren Emine ablası olsun vs. Çocuklarımız apartmanlarda yaşayamadığı sıcaklığı yaşasın, hissetsin isterim.
Bu değişimde söylemek istediklerimi, çağdaş Mimar Sinan sıfatıyla anılan Turgut Cansever’in şu cümlesiyle ne güzel ifade etmiş, “Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.”
Kahramanmaraş, bu yenilenme sürecinde, Türkiye ile bütünleşirken, kültürünü Türkiye’ye iletme noktasında, kendi öz değerlerinden uzaklaşmadan, kendi kültüründen yeni bir KAHRAMANMARAŞ’ın doğduğunu görmek en büyük dileğimiz…
Ayrıca buradan, Kahramanmaraş’la ilgili fikir alış verişinde bulunarak bana destek veren, Müzeyyen kardeşime teşekkür ediyorum.
Edik dergisi 2020/6. sayı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder