BUGÜN, pasta ve börek yapmak için mutfakta vakit geçirmek istediğim günlerden biri… Yapmak istiyorum istemesine de, dolabı açtığımda gördüğüm manzara, maalesef süt kalmadığını gösteriyordu.
Yılmadan, hemen üzerimi giyinerek en yakın markete
gidiyorum. E markete geldim, ya şimdi? İçimde her zamanki sıkıntıyı hissederek,
“En az on beş markanın arasından seçim yapman gerekiyor” dedim kendi kendime.
Her birinde farklı indirim ve kampanyalarla sanki “Beni al! Beni al” diye göz
kırpıyorlardı. Bu ürünlerin fiyatları aşağı yukarı aynı olmasa diyeceğim ki,
“Fiyatı uygun olanı alıp çıkayım”. Belki kolay seçeneklerden biri… Onu da
yapamıyorum. Sütlerin bulunduğu rafın önünde kalış sürem arttıkça, “markalar”
arasında sıkışıp kalmaktan kendimi kurtarmak adına sonunda sadâkât göstererek
diğer kampanyalara gözümü kapatıp bildik olanı alarak çıkıyorum.
Bugün milyonlarca tüketici tıpkı yaşadığım senaryolarla
karşı karşıya. Onlarca kanaldan üzerimize bilgi yağarken “marka” dediğimiz
kelime âdeta çığırtkanlık yapmaktadır. Bu yaşanmışlıktan yola çıkarak başlangıç
yapmak istedim “marka” yolculuğuna. Zaten “marka yaratmak” denilen iş, aslında
değer katarak öykünüzü yazma işidir.
Farklı literatür taramalarından sonra varmış olduğum
ortak sonuca göre markayı, “Belirli satıcı veya satıcı grupların ürün ve
hizmetlerini tanımlamak ve bunları rakiplerinden farklılaştırmak adına
kullanmış olduğu sembol, terim, isim, tasarım, işaret ya da bunlardan oluşan
kombinasyonlara verilen isimdir” şeklinde tanımlayabiriz. “Neden marka?” diye
sorduğumuzda ise, “bir ürüne (mal-hizmet) kimlik kazandırmak, ürünü
rakiplerinden farklılaştırmak, özdeş ürünler ortaya koyan rakip firmalara karşı
müşterileri ve işletmeyi korumak, ürünler-firma-semboller-duygular-algılar
arasında bir ilişki yaratmak ve (bana göre en önemlisi) müşteri sadâkâtini
sağlamak adına” marka kelimesinin altını çiziyorum.
Müşteri sadâkâti, markalar için günümüzde, geçmişte
olduğundan çok daha yaşamsal bir kavram hâline gelmiştir. Bunun nedeni, markaya
sadâkâti arzulanan günümüz müşterilerinin çok zor kazanılmaları, ancak çok
kolay kaybedilebilmeleridir. Markalar bugün, artan satış başarısı ve
kârlılıklarının göstergesinin esas mihenk taşının “müşteri sadâkâti” olduğunu
fark etmektedirler. Bu anlamda müşteri sadâkâtini sadece istemek yeterli
değildir. Bu yönde emek harcamaları ve bu kavrama odaklanarak faaliyet
göstermeleri gerekmektedir. Günümüzde müşterilerin markalara uyma
zorunlulukları yoktur, markaların müşterilerine uyma zorunlulukları vardır.
Serbest meslek sahibi bir babanın kızıyım. Babamın
gömlek üretimi yaparak ürettiği gömlekleri müşterileri için vazgeçilmez kılmak
adına yıllarını ortaya koyuşuna bizzat şahit olmuşumdur. Kolay değildir
müşteriyi kazanmak, onları uzun süre işletmede tutarak sâdıkâne ilişkiler
oluşturmak. Zaman zaman okul çıkışında babamın yanına giderdim. Doğrusunu
söylemek gerekirse, annem bu durumdan pek hoşnut olmazdı. Tabiî annemin, benim işletme
eğitimi almak ve sonrasında pazarlama alanında bu işi bir basamak daha yukarı
taşıyabilmek üzerine kurmuş olduğum hayâllerimden haberi bile yoktu o
zamanlarda.
Babamın müşterileriyle nasıl konuştuğunu, ürünü nasıl
anlattığını veya onların anlattıklarını can kulağı ile nasıl dinlediğini
izlemek hoşuma giderdi. Müşterileri dikkatle dinlemenin, sonrasında onlar için
neler yapabileceğinizi, müşterinizin ihtiyacını karşılayıp
karşılayamayacağınızı açık yüreklilikle ifade edebilmenin önemini orada öğrendim.
Okumuş olduğum bir dergideki şu iki satır, bu düşüncemi doğrular nitelikteydi:
“Müşterinizi dinleyin. Örneğin, Virgin Atlantik Airways kurulduğu ilk yıllarda,
her ay 50 müşterisini çağırıp onlarla sohbet ederek eleştirilerini
dinlemekteydi.” (Brandage, 2012; 62)
Şimdilerde “veri depolama yöntemi” diye ifade edilen
bu geri bildirim alma yöntemi, firmanın içinde bulıunduğu andan çok, geleceğe
yönelik ciddî bir yatırım. Gelecekte müşterinin ne isteyebileceğini
öngörebilmek adına atılan son derece başarılı adımlardan sadece bir tanesi! Bu
adım, marka olarak müşterime bugün olduğu gibi gelecekte de “Sana, müşterim
olman için talibim” ifadesinin bir başka şekli.
Kapıdan giren bir müşteriye babamın ismiyle hitap
etmesinin o zaman anlamını belki kavrayamamıştım, ama nereden bilebilirdim ki
ileride hizmet alırken bana ismimle hitap edilmesinin hoşuma gidebileceğini.
Evet, sınırların ortadan kalktığı, kuralların
yıkıldığı ve inanılmaz bir değişimin yaşandığı bir dönem ve aynı zamanda bilgi
ve teknoloji çağı olarak adlandırılan 21’inci yüzyılda, işletme alanındaki
gelişmelerle pazar ve pazarlama dengeleri de farklılaşmıştır. Gelişen
teknolojiyle birlikte üretim kabiliyetleri artmakta, tüketiciler sürekli yeni
marka ve ürünlerle karşılaşmaktadırlar. Tüketiciler olarak her alanda değişik
kalite, fiyat ve çeşit alternatifi yakalayabilmenin yanında, ürünlere her
zamankinden daha az değer vererek, bunun yerine markalara olan ilgimiz çok daha
önemli hâle gelmiştir.
Tüm bu şartlarda, hemen hemen her sektör için geçerli
olan yoğun rekabet altında firmaların başarılı olup ayakta kalabilmeleri için
üretimden çok daha ötesi, müşteri kazanabilmek ve bu müşterileri sâdık bir
kitle hâline getirebilmektir.
Akıllı tüketici çağını yaşadığımız bir dönemde, bir
ürünü almadan önce tüketici, alım noktasına gelene kadar satış danışmanından
çok daha fazla ürün ve fiyat bilgisine sahip oluyor. Günümüzün bilinçli
tüketicisi, bir ürün ya da hizmet tercihinde sadece ihtiyacını gidermeye
yönelik değil, o ürünle ilgili diğerlerinden ne farkı olduğunu, artı ne değer
katacağını bilerek alışveriş yapmak istemektedir.
Müşteri sadâkâti, müşterinin seçim hakkı olduğunda
aynı markayı satın alma ya da benzer ihtiyaçlarına çözüm bulmak için her
zamanki sıklıkla yine aynı mağazayı tercih etme eğilimi, arzusu ve eylemidir.
Müşterilerin sadâkâtini sağlamanın ve
devam ettirmenin kuralları:
Müşterilere değer sağlamak; müşterilerin gerçek
ihtiyaçlarını anlamak; ürünleri müşteri ihtiyaçlarına göre değiştirmek; müşteri
hizmetlerini geliştirmek; memnuniyeti garantilemek; şikâyetleri çabuk ve etkili
bir şekilde ele almak; ürün ve hizmetleri hızlı bir şekilde sunmak. (Kalder
200; 19)
Ayrıca sâdık müşteriler ağızdan ağza yahut sosyal
medya ağırlıklı olarak, potansiyel müşterilerin işletmeyi/ürünü tercih
etmelerini ve fiyata daha az duyarlılık göstererek yüksek kârlı satış
yapılmasına olanak sağlarlar. (Doyle 2003; 162)
Yapılan araştırmalara göre markadan memnun olan
müşterilerin yüzde 78’inin marka hakkında çevresiyle konuştuğu gözlenmiştir.
Kuvvetli bir müşteri sadâkâti, işletmenin sahip olabileceği en değerli
varlıklardan biridir. Müşterilerin firmaya olan sadâkât ve bağlılıklarının
güçlü olması, rakiplerin bu tür müşterileri kendilerine çekmek için
yapabilecekleri uygulamaları geliştirmelerini zorunlu kılar. Güçlü markalar,
firmalarla insanlar arasında hem duygusal, hem de pratik bağ kurarlar.
Bireylerin duyularının müşteri sadâkâtine olası
etkileri üzerine yapılmış bir çalışmada şu sonuçlar ortaya çıkmıştır
(P.Fısk,çev; A. Özer 2006; 204 ):
Birbiriyle özdeş iki aynı marka spor ayakkabısı, iki
farklı odada test edilmiştir. Bir odanın içine özel bir koku verilmiş, diğerine
ise herhangi bir koku verilmemiştir. İstatiksel anlamda oldukça farklı bir
sonuçla, tüketiciler koku verilen odadaki ürünü diğerine güre daha fazla tercih
etmiş, hatta o ayakkabı için daha fazla bedel ödeyebileceklerini
bildirmişlerdir.
Yine bu anlamda bir diğer örnek şöyledir: 1990’lı
yılların sonunda bir havayolu firması, kendi isimlendirdiği bir kokuyu
uçaklara, kabin görevlilerinin üzerlerine ve kalkıştan önce verilen sıcak
havlulara sıkmıştır. Zamanla uçağa binen tüm yolcular, bu kokuyu tanıdıklarını
belirtmişler ve böylece hoş-rahat anıları çağrıştırma potansiyeli olan bu koku,
havayolu firmasının markasını yansıtmıştır.
Sonuç olarak marka oluşturma süreci, hakikaten zor ve
meşakkat gerektiren bir dönemdir. Oluşturduğunuz markanın devamlılığının
sağlanmasında markaya olan sadâkât, önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu
sadâkâti yaratmak için tutarlı, sözünde duran ve müşterilerle iletişim hâlinde
olan bir marka olmak gerekir.
Marka olmak üzere yola çıkan ve bu yolda devamlılık sağlamak isteyen bütün firmalara kolaylıklar…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder