Artan nüfusa paralel
olarak dünyada enerji ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Küresel enerji
tüketiminin, 2035 yılına geldiğimizde doksanlı yılların sonunda tüketilen
enerji miktarının yaklaşık iki katına, 2055 yılında ise üç katı olacağı tahmin
edilmektedir.
Dünyada iki tip enerji
vardır. Bunlardan biri “fosil yakıtlar” denilen petrol, doğal gaz ve kömür ile
“yenilenemeyen enerji” çeşididir. Ne yazık ki, günümüzde dünyanın enerji
ihtiyacı yaklaşık yüzde seksenlik bir oranla yenilenemeyen enerji
kaynaklarından sağlanmaktadır. Bu da hem doğal yaşamı bozmakta, hem de
geleceğimizi tüketmekte. Bu nedenle artık dünya devletleri temiz enerji kaynağı
olarak doğayı kirletmeyen ve sağlıklı bir şekilde farklı enerji türlerinden
kazanım imkânı sağlayan yeşil enerji diye tabir edilen “yenilenebilir enerji”
kaynaklarına yönelerek bu işlere ciddî kaynaklar ayırmaya başladılar.
Enerji üretimi
noktasında doğal süreçlerden faydalanılarak değerlendirilen kaynakların tükenme
hızından daha hızlı bir biçimde kendini yenileyen ve çevre dostu yöntemlerle
elde edilen yeşil enerji; sürekli
devam eden doğal süreçlerde var olan enerji akışından elde edilen enerji
tanımıyla ifade ediliyor. Yenilenemez enerji kaynaklarına 50 yıl kadar bir ömür
biçilen günümüzde doğanın bizlere sunduğu sürekli ve temiz bu enerji kaynağı,
geleceğimiz açısından bulunmaz bir nimet.
Yenilenebilir enerji
kaynakları dediğimizde güneş, rüzgâr, biyokütle (ahşap ve ahşap atıkları,
şehirsel katı atıklar, çöp gazı ve biyogaz, etanol, biyodizel) enerji, jeotermal
ve hidrolik enerji, dalga enerjisi, ilk akla gelenler…
Yeşil enerjinin
dünyadaki gidişatı hakkında ilk rapor 2005 yılında Yenilenebilir enerji
alanında uluslararası bir ağ olan Renewable Energy Policy Network fort he 21st
Century (REN21) tarafından yayınlandı. Her yıl yayınlanmakta olan bu rapor
dünya genelinde yeşil enerji ile ilgili verileri paylaşarak bilgi alış verişi
sağlamaktadır.
Yenilenebilir enerji üretiminde
Norveç, Çin, ABD, Almanya, Hindistan dünyada lider konumda yer alan ülkelerden.
Dünyada fosil yakıt kullanımını kısmen veya tamamen yasaklayan kentlerin sayısı
önceki yıllara göre beş kat artarak, 2020 yılında 43’e yükselmiş.
Yenilenebilir enerji
sistemlerinin kurulması büyük yatırım ve sermaye gerektirmektedir. İlaveten
hava durumu gibi doğal süreçlere dayalı bir üretim sistemi olması nedeniyle üretilen
enerji miktarında dalgalanmalar yaşanması olasılığı bulunuyor ve elde edilen
enerjinin depolanması ve dağıtımı da pek kolay değil.
Yeşil enerjinin
üstlendiği en önemli rol, fosil yakıtların aksine atmosfere zarar vermemesi
nedeniyle iklim krizi ile mücadele konusundadır. Küresel sıcaklık artışı her
geçen gün artarak dünyada ve ülkemizde ekonomik, toplumsal ve ekolojik
kayıplara neden olmaktadır. Karşı karşıya olduğumuz tehditler noktasında
ihtiyacımız olan şey, her düzeydeki karar alıcıların belirlenen hedefler
doğrultusunda birbirleriyle tutarlı hareket etmesini sağlayacak bir sistemin
gerekliliğidir. Bu manada Yeşil ekonomi kavramı, gerek teorik gerekse pratik
bir çerçeve sunarak bu dönüşümü kolaylaştırıcı etki yapmaktadır.
Yeşil ekonomi, uzun vadede
refah için-bilhassa gelecek nesiller- çevresel riskleri ve ekolojik kıtlıkları
azaltmayı hedefleyen ve çevreye zarar vermeden
sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen bir ekonomidir.
Birleşmiş Milletler
Çevre programı olan UNEP, beş sektörü öncelikli olarak yeşil ekonominin bir
parçası olarak kabul etmiştir. Bunlar “geri dönüşümlü temiz enerji ve
teknoloji”, “yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji”, “sürdürülebilir organik
tarım”, “ekosistem altyapı” ve “orman sektörü”dür.
Yeşil ekonomi, tamamen
yenilenebilir ve temiz enerjiyle elektriğini üreten bir dünya öngörmektedir.
Bundan yaklaşık dört yıl öncesine ait Almanya ve İngiltere’de şebekeye tamamen
yenilenebilir kaynaklarla elektrik verilebilen kasabalar olduğu haberlerini
hatırladığımızda, her geçen gün bu teknolojiye koşar adımla yaklaşıldığını
görmek mümkündür.
Günümüzde mevcut
enerjinin artan nüfus ve gelişen sanayiye paralel yetersiz kalması nedeniyle
enerji üretim ve tüketimi arasındaki fark giderek açılmaktadır. Bu nedenle
yeşil ekonomi için, karbon salınımının azaltılmasına yönelik yenilenebilir
enerji kaynaklarının kullanımına ve atıkların geri dönüşümüne ve elektrikli
araçların hayata geçirilmesine, topraklarımızın ve su kaynaklarımızın
korunmasına öncelik verilmelidir.
Tasarrufun önemli olduğu üretim toplumundan tüketim toplumuna geçtik ve
gördük ki, yavaş yavaş tükeniyoruz! Artık enerji tasarrufunda bulunmayan, doğal
kaynakları tahrip eden ve geri dönüşüme önem verilmeyen toplumlarda birçok
alanda devamlılığın sağlanması bir hayli zor görünüyor.
Gelecek sayıda devam
etmek üzere,
Sağlıkla kalın…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder