5 Mayıs 2024 Pazar

Sürdürülebilir kalkınma için; Yeşil enerji, yeşil iklim, yeşil ekonomi


Artan nüfusa paralel olarak dünyada enerji ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Küresel enerji tüketiminin, 2035 yılına geldiğimizde doksanlı yılların sonunda tüketilen enerji miktarının yaklaşık iki katına, 2055 yılında ise üç katı olacağı tahmin edilmektedir.

Dünyada iki tip enerji vardır. Bunlardan biri “fosil yakıtlar” denilen petrol, doğal gaz ve kömür ile “yenilenemeyen enerji” çeşididir. Ne yazık ki, günümüzde dünyanın enerji ihtiyacı yaklaşık yüzde seksenlik bir oranla yenilenemeyen enerji kaynaklarından sağlanmaktadır. Bu da hem doğal yaşamı bozmakta, hem de geleceğimizi tüketmekte. Bu nedenle artık dünya devletleri temiz enerji kaynağı olarak doğayı kirletmeyen ve sağlıklı bir şekilde farklı enerji türlerinden kazanım imkânı sağlayan yeşil enerji diye tabir edilen “yenilenebilir enerji” kaynaklarına yönelerek bu işlere ciddî kaynaklar ayırmaya başladılar.

Enerji üretimi noktasında doğal süreçlerden faydalanılarak değerlendirilen kaynakların tükenme hızından daha hızlı bir biçimde kendini yenileyen ve çevre dostu yöntemlerle elde edilen yeşil enerji; sürekli devam eden doğal süreçlerde var olan enerji akışından elde edilen enerji tanımıyla ifade ediliyor. Yenilenemez enerji kaynaklarına 50 yıl kadar bir ömür biçilen günümüzde doğanın bizlere sunduğu sürekli ve temiz bu enerji kaynağı, geleceğimiz açısından bulunmaz bir nimet.

Yenilenebilir enerji kaynakları dediğimizde güneş, rüzgâr, biyokütle (ahşap ve ahşap atıkları, şehirsel katı atıklar, çöp gazı ve biyogaz, etanol, biyodizel) enerji, jeotermal ve hidrolik enerji, dalga enerjisi, ilk akla gelenler…

Yeşil enerjinin dünyadaki gidişatı hakkında ilk rapor 2005 yılında Yenilenebilir enerji alanında uluslararası bir ağ olan Renewable Energy Policy Network fort he 21st Century (REN21) tarafından yayınlandı. Her yıl yayınlanmakta olan bu rapor dünya genelinde yeşil enerji ile ilgili verileri paylaşarak bilgi alış verişi sağlamaktadır.

Yenilenebilir enerji üretiminde Norveç, Çin, ABD, Almanya, Hindistan dünyada lider konumda yer alan ülkelerden. Dünyada fosil yakıt kullanımını kısmen veya tamamen yasaklayan kentlerin sayısı önceki yıllara göre beş kat artarak, 2020 yılında 43’e yükselmiş.

Yenilenebilir enerji sistemlerinin kurulması büyük yatırım ve sermaye gerektirmektedir. İlaveten hava durumu gibi doğal süreçlere dayalı bir üretim sistemi olması nedeniyle üretilen enerji miktarında dalgalanmalar yaşanması olasılığı bulunuyor ve elde edilen enerjinin depolanması ve dağıtımı da pek kolay değil.  

Yeşil enerjinin üstlendiği en önemli rol, fosil yakıtların aksine atmosfere zarar vermemesi nedeniyle iklim krizi ile mücadele konusundadır. Küresel sıcaklık artışı her geçen gün artarak dünyada ve ülkemizde ekonomik, toplumsal ve ekolojik kayıplara neden olmaktadır. Karşı karşıya olduğumuz tehditler noktasında ihtiyacımız olan şey, her düzeydeki karar alıcıların belirlenen hedefler doğrultusunda birbirleriyle tutarlı hareket etmesini sağlayacak bir sistemin gerekliliğidir. Bu manada Yeşil ekonomi kavramı, gerek teorik gerekse pratik bir çerçeve sunarak bu dönüşümü kolaylaştırıcı etki yapmaktadır.

Yeşil ekonomi, uzun vadede refah için-bilhassa gelecek nesiller- çevresel riskleri ve ekolojik kıtlıkları azaltmayı hedefleyen ve çevreye zarar vermeden  sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen bir ekonomidir.

Birleşmiş Milletler Çevre programı olan UNEP, beş sektörü öncelikli olarak yeşil ekonominin bir parçası olarak kabul etmiştir. Bunlar “geri dönüşümlü temiz enerji ve teknoloji”, “yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji”, “sürdürülebilir organik tarım”, “ekosistem altyapı” ve “orman sektörü”dür.

Yeşil ekonomi, tamamen yenilenebilir ve temiz enerjiyle elektriğini üreten bir dünya öngörmektedir. Bundan yaklaşık dört yıl öncesine ait Almanya ve İngiltere’de şebekeye tamamen yenilenebilir kaynaklarla elektrik verilebilen kasabalar olduğu haberlerini hatırladığımızda, her geçen gün bu teknolojiye koşar adımla yaklaşıldığını görmek mümkündür.

Günümüzde mevcut enerjinin artan nüfus ve gelişen sanayiye paralel yetersiz kalması nedeniyle enerji üretim ve tüketimi arasındaki fark giderek açılmaktadır. Bu nedenle yeşil ekonomi için, karbon salınımının azaltılmasına yönelik yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına ve atıkların geri dönüşümüne ve elektrikli araçların hayata geçirilmesine, topraklarımızın ve su kaynaklarımızın korunmasına öncelik verilmelidir.  Tasarrufun önemli olduğu üretim toplumundan tüketim toplumuna geçtik ve gördük ki, yavaş yavaş tükeniyoruz! Artık enerji tasarrufunda bulunmayan, doğal kaynakları tahrip eden ve geri dönüşüme önem verilmeyen toplumlarda birçok alanda devamlılığın sağlanması bir hayli zor görünüyor.

Gelecek sayıda devam etmek üzere,

Sağlıkla kalın…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder