30 Ocak 2022 Pazar

Hayatın içinde “bilmediğimizi bilmek” var

 


“Bilmediğimi biliyorum; ben bilemez olduğumun farkındayım”  Bu söz iki bin beş yüz yıl öncesine Sokrates’e ait. O günlerden bu günlere geldiğimizde bilmediğimizi biliyor muyuz? Sorusunun cevabı benliklerimizde henüz netleşmiş değil ya da netleştirmek istemiyoruz. Çünkü genellikle bilmesek de “biliyormuş” gibi yapmak kendi içimizde daha ağır basmaktadır. Kim bilir? Belki de karşımızdaki kişiye karşı kendimizi koruyoruz. Karşımızdaki kişide neyi bilmediğinin farkında mıdır acaba?

Bilmiyorum ifadesi kullanım yerine ve biçimine göre insanı zirveye çıkardığı da olur, dibe indirdiği de…

Kimi zaman hayat karşısında “aman bana ne canım” anlamında kayıtsızlığı karşı tarafa hissettirir, kimi zaman da “çok erdemli bir davranış” şeklinde değerlendirilir.   

Bilmiyorum diyebilmek kişinin kendisini ve yeteneklerini keşfetmesine imkan sağlamasının yanı sıra kişideki gurur, kibir gibi pek çok olumsuz özelliğin büyümesinin önüne de set olur. Bilmiyorum diyebilmek kişinin hayat boyu öğrenme eylemini devam ettirmesine, başkalarıyla değil kendisi ile ilgilenmesine, acizliğinin ve eksikliğinin farkına varmasına vesile olur.  Bu ve benzeri noktalardan bakıldığında bilmiyorum diyebilmek bir eksiklik değil aksine bir zenginliktir.   

Her birimizin kendi dünyasında bir dolu bilgi saklıdır. Fakat buna rağmen hala bilmediğimizi düşünüyorsak işte asıl marifet tam da budur. Bir insanın başkalarına karşı samimiyetinin göstergesi olarak ve yine kendisine karşı kendisini en iyi bildiği en kısa cümlelerden biridir; Bilmiyorum…

Bilmiyorum, ifadesini söylemek - ne yazık ki- yazıldığı kadar kolay değildir. Pek çok insan, bilmediğini bilmemekte ve bilmek için de çaba sarf etmektedir. İnsanoğlu sanki her şeyi bilmekle yükümlüymüş gibi bilmiyorum demeyi bir eksiklik olarak düşünür genellikle. Bilmediğinde ısrarcı olması yetmezmiş gibi başkalarını suçlama- kolay olduğundan- yolunu seçer. İnsanoğlu bilmediği konuda ahkam kesmeyi kendine iş edinmiştir.  Her konuda söz söylemek zorundaymışçasına bilmeden konuşanları unutmamak gerekir.  Ne kolaydır başkasının hayatıyla ilgili konuşmak değil mi? başkaları adına kararlar vermek, hiçbir fikre sahip olmadığı halde konuşmayı bilgelik sananlar.  Bazı zamanlarda bu konuşmalar muhatabını bile isteye üzmeyi, yıpratmayı hedefleyen bir davranış olarak göze çarpmaktadır.    

Peki, bilmiyorum diyebilmek, olumsuz bir vasıf mıdır ki? Yoksa kendimize ve çevremizdekilere karşı yaptığımız bir eziyet, psikolojik bir şiddet türümüdür. Ya da kendimizin kibrini yenmeye güç yetirememek mi? Üçüncü seçenek bunların hiçbiri olarak, Sadece benliğimize gücümüzün üzerinde yük yükleme işimi? Cevabı bende “bilmiyorum”, cevabın genelden çok kişiye özel olduğunu düşündüğümden…

Bilmemek ve buna rağmen bildiğimizi düşünmek bir hastalıktır demek pek de yanlış olmasa gerek. En tehlikelisi az bilmek çok inanmaktır. Oysa insan bilgiye ulaştıkça, öğrendikçe ve ufku genişledikçe gücünün farkına varıyor. Hayata, dünyaya, mesleğine ve ilişkilerine bakışı değişiyor. Bu nedenle bilmediğimiz konularda/işlerde ben bilmiyorum diyerek hakkını teslim etmek gerekir.

Bilmediğini bilmeyip aksine her şeyi bildiğini zannedenlerin her konuda söyleyecek sözleri vardır. Üstelik bilenleri tenkit edecek kadar cesurdurlar.  Yanlış olduğu anlaşılınca bu benim görüşüm der işin içinden çıkar.  Bu huyda kibirden kaynaklıdır.

Bilmediğini bilmeyen neyi bilmesi gerektiğini de bilmez. Eğer bu durum şirketler için söz konusu ise şirketler bilmediğini bilmeme düzeyi ile fazla uzun ömürlü olmazlar.

Şirketlerde üst yönetimlere gelmiş kişilerin bilmiyorum” sözcüğünü kullanmaları karşısında birçok kişinin “madem bilmiyorsun. Ne işin var orda o vakit” diye düşünmekten kendini alamazlar.

Sadece bir konunun cahili ben bu konuyu çok iyi biliyorum, diyecek kadar cesaret gösterebilir. Bir alanda uzman olmak o alanda sınırlı bilgiye vakıf olmanın yanında o alan hakkında ne kadar az şey bildiğini de göstermiş olur. Çünkü bilgi sınırsızdır.  Eğitim düzeyiniz arttıkça, ne kadar fazla şey hakkında ne kadar az şey bildiğinin farkına varır insan. Bilmediğini bilmeyenler/bilmek istemeyenler çevresindeki insanlar aşağılayıcı bir tavır sergiler. Her şey hakkında fikir beyanında bulunmaktan neyi bilmediklerinin asla farkına varamazlar. Hoş! varsalar da bunu göstermekten imtina ederler.

Bir konuda yeterli becerilere sahip olmayan bireylerin yeteneklerini olduğundan fazla görme eğilimi “Dunning-Kruger etkisi” olarak tanımlanıyor.  Bu etki, ilk olarak 1999 yılında David Dunning ve Justin Kruger tarafından ortaya konulmuş. Yaptıkları deneyde katılımcılara mizah anlayışı, dil bilgisi ve mantık alanlarında dört test uygulamışlar. Sonucunda ise testlerde kötü performans gösteren katılımcıların, kendi performanslarını ortalamanın üzerinde görme olasılıklarının daha yüksek olduğunu gözlemlemişler.

Henüz yazımı yazarken haberlerde denk geldiğim bir husus Dunning-Kruger etkisine en güzel örneklerden birini oluşturuyor. Hastalıklarda kullanılan tıbbi ilaçlara dair bilmediği halde bildiğini sandıkları yetmezmiş gibi, cesaretlerine de şahit oluyoruz. Konu hakkında hiçbir akademik ve bilim temelli arka planı olmayan insanlar, kendilerini konunun uzmanı ilan ederek yanlış bilgilendirmelere gidebiliyorlar. Üstelik söz konusu olan insan sağlığı iken!

Ve daha buna benzer onlarca konuda ne de çok şey biliyoruz/bildiğimizi zannediyoruz.

Bilmediğin, bilmek ya da neyi bilip neyi bilmediğinin farkında olmak veya neyi ne kadar bildiğini bilmek ancak bilgiye ulaşmakla olur. Bunun yolu ise okumak ve yaşayarak öğrenmektir.

“Bilmeyen ve bilmediğini bilen, çocuktur ona öğretin. Bilen ve bildiğini bilmeyen, uykudadır onu uyandırın. Bilen ve bildiğini bilen, liderdir onu izleyin. Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen ise uzak durun” Kung-Fu –Tzu

Sağlıkla kalın…

1 yorum:

  1. Eskiler cahil cesareti de derler guzel bir yazi olmus tebrikler

    YanıtlaSil